Skip to content

Archive for Temmuz, 2012

Sibel Arna Röportajı- Hürriyet Gazetesi 11 Aralık 2011


Sosyal meselelere fotoğrafla tepki vermek, artık onun yaşam biçimi. Bugüne kadar birçok konuda eleştirel fotoğraflar çekti. Hatta kadına yönelik şiddetle ilgili çektiği fotoğraf, geçen yıl Hürriyet’in ‘Aile İçi Şiddete Son’ yarışmasında derece aldı. Lüleburgaz’da yaşayan Ufuk Kıray, çalışmalarını ve kendine bunları yaptıran duyguları anlattı.

 

Neden Lüleburgaz’da yaşıyorsunuz?

Herkes bunu soruyor. Tamam İstanbul’un Türkiye’nin kültür ve sanat merkezi olduğu tartışılmaz. Bu cazibenin, İstanbul’un dışını taşralaştırdığı da teorik olarak doğru. Ama benim alanımda, bugün iletişim imkânlarının da arttığını düşünürsek, İstanbul’da olmak şart değil. Yani gerek yok o kaotik şehre yerleşmeme.

Kaç yıldır fotoğraf çekiyorsunuz?

Fotoğrafçı bir aileden geliyorum, Babam Lüleburgaz’da 40 yıla yakın bir zamandır fotoğrafçılık yapıyordu. Amcam, dayım da fotoğrafçılıkla uğraşıyordu. ilginç olan, kayınpederim de fotoğrafçı. Yani fotoğrafçı bir babanın kızına âşık oldum. Bu kadar iç içe olmama rağmen, meslek olarak fotoğrafçılığa hep uzak durmuştum. Belki de tepkiydi. Fotoğrafla kurduğum ilişkinin ‘esnaflık’ ilişkisinden daha öte bir şey olması gerektiğini düşünüyordum ki bu düşünce fotoğraf çizgimin belirginleşmesinde çok etkili oldu. 20’li yaşlarımın sonunda fotoğrafı bir iletişim dili gibi kullanmaya başladım. Altı yıldır da bu dili geliştiriyorum.

 

Resmi formlarda mesleğiniz hanesini fotoğrafçı diye mi dolduruyorsunuz?

Kütahya’da, Dumlupınar Üniversitesi’nde pazarlama okudum, işletme mastırı yaptım. Bir dönem fotoğraf stüdyosu işletmeciliği yaptım; ancak fotoğrafla kurduğum ilişkinin niteliği değiştikçe o işte kalmam da mümkün olmadı. Bugün odaklandığım kurgusal fotoğraf çalışmalarından para kazanmadım ancak bunlar zaten esas derdi para da olmayan üretimlerdi.

Sosyal gündemdeki konular hakkında fotoğrafları konuşturmayı çok seviyorum. Çalışmalarım eleştirel ve mizahi kurgular olarak ayırabiliriz; iki tarzda da ürettiğim çok fazla çalışmam var.

 

Sosyal meselelerle ilgili fotoğraf çekmek ne zamandan beri takıntınız? Bu işten nasıl bir tatmin sağlıyorsunuz?

Duygularımızı harekete geçiren, onlarca olay ve durumla karşılaşıyoruz. Hepsini aslında tek ve büyük bir fotoğrafın parçaları gibi düşünüyorum. Bu tek ve büyük fotoğraftan küçücük anlatılar kuruyorum. Hayatın içine savrulmuş, darmadağın görüntülerden yeni bir fotoğraf kurguluyorum. Beni tatmin eden kısmı da bu.

N.Ç. fotoğrafının öncesinde benzer neler yaptınız?

Çok var: Yeni tütün yasası, yeni dünya düzeni, kültürel yozlaşma, banka ve soygun, korsan yayınlar, çocuk istismarı, Mavi Marmara saldırısı, yargı reformu, referandum, şike soruşturması..

“Kendi rızası indirimini kabullenemedim

 

Gelelim N.Ç. davasına…

2002’den beri süren bir dava… Üzülerek söylemeliyim ki çok geç haberim oldu. Mahkemenin kararından sonra basından ve sosyal medyadan takip ettim gelişmeleri. Özellikle mahkemenin vardığı ‘kendi rızası’ yargısına ve en alt sınırdan ceza verilerek, cezalarda indirime gidilmesini kabullenemedim. Durumun hukuka uygun olması vicdanlarımızı rahatlatmaya yetiyor mu? Bu noktada şiirin, karikatürün, öykünün, sanatın tüm dallarının beslendiği hayattan fotoğraf da payına düşeni almalıydı. Ben de hissettiklerimi fotoğrafımla anlattım.

Ne hissediyorsunuz?

Bu bence bir vahşet. Sadece N.Ç. mi? Alfabenin diğer harfleri de var. Haberimizin olmadığı nice N.Ç.’ler…

Çocuğunuz var mı? Böyle bir dünyada kız ya da erkek fark etmez çocuk yetiştirmek size ne düşündürüyor?

Üç yıldır evliyim,çocuğum yok. Ama böyle bir dünyaya çocuk getirmek gibi bir korkum da yok. Hatta dünyaya gelecek her çocuk; bu dünyanın gidişini değiştirebilecek, yeni bir umuttur diye düşünüyorum.

Bu fotoğrafı nasıl kurguladınız?

Düşünsel olarak hazırlığım yaklaşık 10 gün sürdü. Zaten düşünce süreci bittiğinde, ki o anı Newton’un kafasına elma düşme anına benzetirim hep; fotoğraf zihnimde çekilmişti. Geriye
zihnimdeki görüntüyü gerçekleştirmek kalmıştı. ışini gücünü bırakıp fotoğraf hazırlıklarıma yardım eden çok güzel dostlara sahibim. Onlarla beraber hemen hazırlıklara başladık. Bu fotoğrafta özellikle kalabalık bir ekiple çalıştık. Sanki fotoğrafa değil de N.Ç.’ye yardıma çalışıyor gibiydik.

N.Ç.’yi canlandıran küçük kız kim?

Gülşah Özdil. 16 yaşında. Bu fotoğraf aklımda oluştuğunda model olarak gözümde canlanan tek karakter oydu. N.Ç. ile ilgili bir fotoğraf kurgulayacağımı söylediğimde de tereddütsüz kabul etti. Biz sahneyi oluşturacaktık fakat fotoğraftaki en büyük etki modelin duruşu ve ifadesinden kaynaklanacaktı. Onun savunmasız, tepkisiz bir hali olsun istedim. Zaten doğal bir masumluğu vardı. Bu masumluğun üzerine tüm anlamı gözlerine, bakışlarına yüklemesini istedim. Kargalar 26 tecavüzcüyü temsil ediyor. Korkuluksa yargıyı anlatıyor. Orada korkuluk gibi duruyor, kargaların kızı delik deşik etmesine izin veriyor.

Makyajı ve diğer detayları da anlatır mısınız?

Fotoğraf için gerekli tüm malzemeleri tamamlamıştık: Tek eksiğimiz profesyonel bir FX makyaj sanatçısıydı. Fotoğraf üzerindeki her şeyin gerçekçi görünmesini istiyordum. Bir arkadaş aracılığıyla Burçin Göksu’ya ulaştım. İyi ki ona ulaşmışız, işinde çok başarılı olmasının dışında projeye tüm yüreğini ortaya koydu. Vahşetin modelin masumiyetinin önüne geçmesini istemedik, ufak yaralar kullanmayı özellikle tercih ettik

Amaç ne? Bu fotoğraf nerede nasıl bir alt metinle yer alacak?

Fotoğraflarımı kişisel web sayfamda, çeşitli sosyal platformlarda ve bazı fotoğraf sitelerinde paylaşıyorum. Sonra da onları özgür bırakıyorum. Kendi kaderlerini kendileri tayin ediyor.

Sırada ne var?

Aklıma gelen başlıklarını not aldığım küçük bir kâğıdım var, cüzdanımda taşıyorum. Orada epey fotoğraf birikti. ‘Bedelli askerlik’ konusu zihnimi çok meşgul ediyor. Çarpıcı bir fikir bulabilirsem, gelecek çalışmam bu olacak.

Sibel Arna – 11 Aralık 2011

 

 

13 Tem 2012